Press "Enter" to skip to content

Doğu Avrupa ’16 Bled-Bratislava (2.gün)

Sabah erken uyandık. Ben özellikle gece pek uyuyamadım. Sürekli uykumun bölünme durumu bir de üzerine yabancı yerlerde yatma söz konusu olunca iyice arttı. Oteldeki kahvaltı güzeldi. Her tarafta ağırlıklı olarak Japon turistler vardı. Hava yağmur yağacakmış gibi duruyor ve sabah saatlerinde 6 derece görünüyordu.

Yol güzeldi. Otoban sürüşleri hem sıkıcı hem de yorucu olmakla beraber muhteşem bir doğanın içinde sürünce yine daha tahammül edilebilir oluyor. Buralarda sürmenin bir diğer önemli farkı da yolda insanlar üzerine sürüp seni öldürmeye çalışmıyorlar.

Öğlen yemeğini Viyana’yi gectikten sonra yemege karar verdik. Durduğumuz yerlerde tuvaletler 50 cent. Bir de ticket basıyor.

Boşaltım sistemleri için ciddi yatırım yapmışlar. Mola verdiğimiz yerde Burger King ile karnımızı doyurduk. Bratislava’ya saat 16:00 gibi vardık.

Oteli rahibeler işletiyor. Resepsiyonda oldukça sevimli ve tonton bir rahibe vardı. Motorları otelin bahçesine aldık.

 

Bu arada otel diyorum ama otelden çok manastır gibi bir havası var. Odalarımız üst katta. Yatakların baş ucunda çarmıha gerilmiş İsa bize refakat ediyor.

Yine odalarımızın olduğu katta küçük bir mutfak ve dini kitapların yer aldığı bir kütüphane var.

Bu kadar dini bir ortama rağmen hem odaları, hem de ortamı sevdim. Çok temiz ve huzur verici.

 

Biraz dinlendikten sonra şehri dolaşmaya çıktık. Old Town yürüme mesafesinde. Çok güzel bir sürü kafeler, restaurantlar var. Hepsinin tasarımları, mimarisi çok güzel.

Ama çok fazla insan yok. Yine biraz Japon turistler ve ağırlıklı olarak yerel öğrenciler. Bir rock barda yerli biralardan içtikten sonra meydanı ve ara sokakları turladık.

Akşam karnımızın acıkması ile birlikte rock barın karşındaki İskoç restaurantında yemeğe oturduk. Ama burada herkes yemekleri çok erken yediği için çok fazla yiyecek bir şey bulamadık. Biz de biralarla birlikte hot dog sipariş edip karnımızı doyurduk.

 

Daha sonra Tuna nehri boyunca yürüyüş yaptıktan sonra otelimizin dönüş yolunu tuttuk.

 

Akşam otele (manastır da diyebiliriz) dönüş yolunda tek bacağı seken garip bir adamla karşılaştık. Girdiğimiz sokağın karşı tarafında yürüyordu. Daha sonra bir apartmanın önünde durup beklemeye başladı. Biz ara sokaklarda otele doğru ilerlerken adam tekrar bizimle beraber yürümeye başladı. Baska bir sokağa girip eski ve gecenin o vakti hafif ürpertici ve terkedilmiş görünen bir apartmanın fotoğrafını çektik.

 

O sırada adamın varlığını unutmuştuk. Ama yürümeye devam edince adamın da bizi takip etmekte olduğunu farkettik. Onun varlığını anladığımızı görünce başka bir apartmanın önünde sanki birini bekliyormuş gibi davranmaya başladı. Serkan’la şu adamı tutup indirsek mi diye düşünmeye başladık. Bir yandan da adamın kendini bu kadar belli etmesinden dolayı ya oldukça beceriksiz, ya da bunu umursamayacak kadar dolu olduğuna karar verdik. Otelin girişine kadar arkamızdan, bazen de paralel olarak sokağın karşısından bizimle birlikte geldi. Tam otelin girişinde bir polis arabasının beklediğini gördük. Biz akbil benzeri bir cihazla otelin bahçe kapısını açıp içeri girdik. İçeri girerken takipteki adamın bekleyen polislerle sohbete başladığını gördük. Adamın ne amaçla bizi takip ettiğini, ne zamandır takip ettiğini anlayamadık. Hafif bir huzursuzluk yaratsa, daha sonra konforlu odalarımızda uykuya daldık.

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *