Press "Enter" to skip to content

Doğu Avrupa ’16 Lviv-Cluj (7.gün)

Sabah erken kalkıp kahvaltıdan sonra yola koyulduk. Bugün gezinin en uzun yolu olacak. Aynı zamanda hava raporları bugün ve önümüzdeki bir kaç gün Romanya ve civarında gök gürültülü sağanak yağış veriyor. Burada hava şu anda gayet güzel. Şimdiye kadar yağmurdan bir şekilde yırtmayı başardık. Yağmur hep bir gün önümüzde veya arkamızda kaldı. Bakalım bugün neler olacak?

Yol güzel başladı. Hava da gayet güzel. O yüzden fena sayılmayacak bir tempoda ilerliyoruz. Ukrayna sınırında sorguya çekildiğimizi hatırlayıp aynı şekilde acaba bugün sınır çıkışında ve Romanya girişinde sorun olur mu diye bir yandan da düşünmeden edemedik.

Öğlen saatlerinde yaklaşık 200-250 km yolu tamamladığımız için sınıra yakın bir yerde güzel bir restoran bulup karnımızı doyurmaya karar verdik.

Garson hiç İngilizce bilmiyordu. Kendisine Google Translate aracılığı ile ızgara et istediğimizi söyledik. Zaten çok kompleks bir talep değil. Grilled beef steak. Yanında da salata istedik. Ben karışık salata istedim, Serkan sezar salata istedi. Sonunda ikimize de sezar salata ve ızgara tavuk geldi. Siparişin yanlış geldiğini tekrar anlatma zahmetine girmeden yemeğimizi yedik. Zaten sorunun bir tercümeden ziyade kapasite sorunu olduğunu düşündük:)

Hava güzel ve yolu yarılamış durumda olduğumuz, aynı zamanda karnımız da doymuş olduğu için keyfimiz oldukça yerindeydi. Ancak Google Maps’e destinasyonu girdiğimde daha önümüzde gitmemiz gereken yaklaşık 6,5 saatlik zaman olduğunu gösterdi. Biraz kafamız karışsa ve hafif endişelensek de çok aldırmadan yola çıktık.

 

Sınıra geldiğimizde önümüzde bekleyen bir kaç araç olduğunu gördük. Bu arada yağmur bulutları hızla arkamızdan bize doğru yaklaşıyordu. Sınır polisine ricada bulunup bizi en öne almasını sağladık. Bu sayede çok fazla vakit kaybetmeden yola koyulduk. Ama yağmur bulutları neredeyse bizi yakalamış durumdaydı. Vignet almak için bir benzin istasyonuna girdik. İstasyon Euro kabul etti, ama paranın üstünü bize yerel para biriminden ödedi. Biraz soluklanmak için istasyonun dışına çıktığımızda burasının Macaristan olduğunu fark ettik. En uygun ve hızlı rota olarak burayı belirleyen navigasyon aletlerimiz bizi Macaristan’a sokmuş oldu böylece. Kalan para üstüne Snickers, Red Bull alıp bir daha kullanamayacağımız Macar paralarından kurtulduk.

Tam yola koyulduğumuzda yağmur da başladı. O an bunu bilmiyorduk ama ondan sonraki üç gün boyunca hayatımızda motor üzerinde yemediğimiz kadar yağmur yiyecektik. Yağmurluklarımızı giyip yola devam ettik. Romanya sınırına geldiğimizde küçük bir sınır kapısı olduğunu gördük. Hiç araç olmaması bizi sevindirdi. Sınır polisi pasaportlarımızı aldıktan sonra benim pasaporttaki Beşiktaş yazısını görüp Beşiktaş, Galatasaray falan diye takıldı. Ben de Galatasaray değil Beşiktaş diyerek aynı şekilde takılmalara karşılık vererek kısa bir muhabbet ettik. Sonra Hagi dedi, Hagi iyi dedim 🙂 Daha sonra bize işlemlerin 5-10 dk sürebileceğini motorları ileriye park etmemizi söyledi. Burası Romanya burada işler yavaş yürür diyerek eklemeyi de ihmal etmedi. Motorları park edip beklemeye başladık. Ama oldukça vakit geçmesine rağmen bir türlü ses çıkmadı. Bunun üzerine adamların yanına gidip her şeyin yolunda olup olmadığını sordum ama motorların yanında beklememizi istedi.

Macaristan-Romanya sınırında İŞİD’li olup olmadığımızın istihbaratının gelmesini beklerken:

Serkan ile acaba rüşvet mi isteyecek diye düşünmeden edemedik. Pek bir samimi davranıyordu diye kendi aramızda işlemlerin neden bu kadar uzun sürdüğünü anlamaya çalıştık. Bu arada sınıra gelen araçlar büyük bir rahatlıkla geçip giderken biz beklemeye devam ediyorduk. Sonra polis yanımıza geldi. Kusura bakmayın biraz uzun sürdü ama az kaldı dedi. İŞİD’den dolayı istihbarat yaptıklarını ve kendilerine telefonla istihbarat sonucunun gelmesini beklediklerini söyledikten sonra üstümüze alınmamamızı rica ederek duruma anlayış göstermemizi belirtti. Bu arada mültecilerden, PKK’dan, Öcalan’ın 10 küsür senedir içeride olduğudan, Türkiye hakkında çok detaylı bilgi sahibi olduğunu öğrendik. Kendisi 20 senedir sınır polisliği yapıyormuş. Ukrayna sınırında da görev yapmış. Ama orasının çok sorunlu olduğunu, insanların Kalaşnikof dahil bir çok yasa dışı şeyi sınırdan geçirmeye çalıştıklarını anlattı. Biz de bunun üzerine GPS’n bizi Macar sınırından sokmasının daha iyi olmuş olabileceğini düşündük. Burada bile istihbarattan dolayı bu kadar bekletildiysek acaba doğrudan Ukrayna sınırından geçsek kim bilir ne kadar vakit kaybedecektik? Polis biraz daha sohbet ettikten sonra yanımızdan ayrıldı ve daha sonra pasaportlarla birlikte geri döndü ve bize iyi yolculuklar diledi. Sınırı geçtikten hemen sonra otoyollar için vignet alınabileceğini anlattı. Serkan ile kendisine bir de rüşvet teklif etseydik zaten rezil durumda olan Türk imajını iyice pekiştirebileceğimizi konuşup böyle bir girişimde bulunmadığımız için ucuz atlattığımızı konuştuk. Sınırda böylece bir saatten fazla vakit kaybetmiş olduktan sonra yola koyulduk. Sınırdan çıktıktan sonra beyaz bir binada vignet almak için durduk. Ama daha sonra Romanya’da motosikletlerin vignet almasına gerek olmadığını öğrendik.

Daha bir kaç yüz metre gitmeden bir inek sürüsünün içine düştük. Romanya ile ilgili ilk izlenimlerim pek olumlu başlamadı. İnekleri atlattıktan sonra yola devam ettik. Yol boyunca inekler, ördek sürüleri dahil her türlü çiftlik hayvanı ile yollarımızı paylaştık. Yollar çok kötü ama manzara çok güzel. Bir boşluğun içinde motor sürüyormuş hissi bizi hiç bırakmadı.

Peşimizi bırakmayan bir diğer şey ise yağmur. Biraz daha ilerledikten sonra korkunç bir yağmur ve fırtınanın içine düştük. Motoru düz tutarak ilerlemek bile çok zordu. Gittiğimiz istikamet ise doğrudan fırtınanın içi ve önümüz henüz gündüz saatleri olmasına rağmen kapkaranlık. Yol üzerinde bir marketin önünde durduk. Motorlardan inip bir saçağın altında durum değerlendirmesi yaptıktan sonra fırtınanın içinde sürmenin tehlikeli olacağına ve kafamıza yıldırım yiyebileceğimizi konuşup yakınlarda bir yerlerde konaklamaya karar verdik. GPS’lerden konaklama için bir yerler arayarak yola devam ettik ama yakınlarda konaklayabileceğimiz bir yer görmek mümkün olmadı. Ama bu arada ilerlemeye devam ederek etrafa bakınmayı sürdürdük. Kasaba köy arasında bir büyüklüğe sahip bu yerleşim yeri neredeyse tamamen terk edilmiş bir yer hissiyatına sahipti. En ufak bir hayat belirtisi yoktu. Bir süre daha gittikten sonra yağmur tüm şiddeti ile devam etmesine rağmen fırtına etkisini azalttı ve başka yöne doğru döndü. Bizde konaklamak için bir yer aramaktan vazgeçip rotaya sadık kalıp ilerleyebildiğimiz kadar ilerlemeye karar verdik.

Güneşin batmasına yaklaşık 20 dk kala büyükçe sayılabilecek bir kasabaya geldik. Bir istasyonda durarak benzin aldık. Kısa bir durum değerlendirmesinden sonra kalan mesafeyi yapabileceğimizi düşünüp devam etmeye karar verdik. Ancak yola çıktığımızda hesaba katmadığımız şeyin yol durumu ve yolun neredeyse tamamının dağlardan geçtiği oldu. Bir süre sonra güneş tamamen battı ve hava karardı. Bir yandan yağmur tüm şiddeti ile devam ederken dar yollarda tırlar ve araba ışıklarının gözümüzü almasıyla sürüş iyice zorlaşmaya başladı. Daha sonra bunlar yeterli değilmiş gibi dağ yolları başladı ve bulutların da aşağıya inmesi sebebi ile görüş mesafesi neredeyse sıfıra kadar indi. Ben kaskın camına buğu önleyiciyi takmadığım için cam açık gitmek durumunda kaldım. Camın içine giren yağmurlar gözüme giriyordu. Kaskı kapattığımda ise hem buğu hem de kaskın camının içindeki su damlalarının karşıdan gelen araçların ışıklarının çarpıp kırılması ile neredeyse kör şekilde ilerlemek durumunda kaldım. Arada yolu görebilmek için önümde giden bir aracı hedef alıp onun ışıkları ile ilerlemeye çalışıyordum ama araçlar bizden daha hızlı gittikleri için sürekli bunu yapmak mümkün olmuyordu. Dağ yolu bittiğinde düzlüğe geldik. Ama görüş zorluğu ve yağmur aynı şekilde devam ediyordu. Bir süre sonra ikinci bir dağ geçidi başladı. O da en az ilki kadar görüş olarak bizi zorluyordu. Sürerken en çok endişe ettiğim konulardan birisi de yola bir hayvanın fırlamasıydı. Çünkü bu koşullar altında görebilmem mümkün değildi. Tüm Romanya da neredeyse ana yol denilen yollar zaten bizim Şile-Ağva yollarından biraz hallice. İkinci dağ geçişi de bittikten sonra bir benzinlikte durduk. Turda’ya yaklaşık 35-40 km kalmıştı. Cluj’a ise 10 km. Mesafe kısa olmasına rağmen saat 23:00’e yaklaştığı için ve koşulları daha fazla zorlamadan Cluj’da kalmaya karar verdik. Telefondan booking.com’da kendi park yeri olan bir otel bulup ilerledik. Saat 23:00’i geçe otele girdik. Otel bir spor kompleksinin yanında yer alan Sport Hotel. Resepsiyonda bizi 70’lerden kalma orta yaşlı bir bayan karşıladı. Rezervasyonu biraz güçlükle de olsa bulmayı başardı. Arada gülümseyerek tüm ciddiyetiyle tekrar bakışlarını önündeki ekrana çeviriyordu. Kendisi tam 70’lerin devlet dairelerinde çalışan eski Sovyet memurlarına benziyordu. Girişimizi yaptıktan sonra yiyecek bir şey bulup bulamayacağımızı sorduk. Otelde yemek servisinin bittiğini civara ise yiyecek her hangi bir şey bulmanın mümkün olmadığını söyledi.

Otel odasının kapısı:

Macaristan’daki benzinlikten aldığımız Mars ve Snickers’ları paylaşarak odalara çıktık. Ben her şeyi fırlatıp attıktan sonra üzerimde sadece motor üzerindeyken giydiğim tshirt’le yatağa girdim. Akşam yemeği yemeden fırtına, yağmur, dağ yolları iki sınır geçişi ile birlikte yaklaşık 14 saat motor sürdükten sonra kolumu kaldıracak halim kalmamıştı.

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *