Press "Enter" to skip to content

Doğu Avrupa ’16 Trieste-Bled (1.gün)

Uçak yolculuğu rahat geçti. Acil çıkış kapısı ve iki koridordan yer bulunca özellikle bayağı rahatladık. Uçuş yaklaşık iki saat sürüyor. O yüzden yarım yamalak uyumaya çalışsam da çok beceremedim. Zaten gece de sürekli uyanıp durduğum için doğru dürüst uykumu alamamıştım. Ama yine de arada bir gözü dinlendirmek açıkçası iyi geldi.

Havaalanı çıkışında Aydan ve eşi ile karşılaştık. Biraz sohbetten sonra otobüse binerek Trieste’ye doğru yola çıktık. Trieste’ye geldiğimizde gemilerin yanaşmıs olduğunu gördük. Ama maalesef limandaki gemilerden hiçbirisi bizim gemi değildi. Aldığımız bilgi ve bir uygulamadan takip ettiğimiz kadarı ile geminin gelmesine en az 4 saat vardi. Biz limana saat 12:00 gibi varmıştık.

Bunun üzerine şehirde biraz tur atmaya karar verdik. Çıkarken pasaportları kaydettirip limandan merkeze doğru yürümeye başladık.

Merkezde küçük sevimli kafelerin olduğu bir sokağa geldik. Sokakta insanlar güzel güzel şarap içiyorlardı. Biz de oturmaya karar verdik. Geminin gelmesine daha çok olduğu icin birer kadeh içmekten bir sey olmayacağına karar verdik. Lezzetli beyaz house wine’lardan üç kadeh ve bir bira söyledik. Yanında cips getirdiler. Toplam hesap 7 Euro geldi.

Kendi ülkemizde nasıl kazıklandığımızı bir kere daha anlamış olduk. Daha sonra mekanın sahibinin tavsiyesi ile bir pizza’cının adresini alıp oraya doğru yürümeye başladık. Yaklaşık yarım saat sonra bir sokağın içindeki mekana ulaştık. Taş fırın pizzalar muhteşemdi.  Başlangıç olarak söylediğimiz bruschetta ve mozzarella da çok lezzetliydi. Yanında yarım litre şarap ve bir şise su ictik. 3 kişi pizza, bir kisi de deniz mahsülü spaghetti yedi. Adam basi 15 euro ödedik. I love Trieste.

Bu arada iyice vakit geçmişti. Dönüşe geçmeden önce kalan vaktimizde bir kahve icmeye karar verdik.

Denize yakın bir yerde kahvelerimizi içtikten sonra limana girdik. Gemi gelmişti. Ancak zincirlerin boşaltılması işlemi bitmeden kimseyi içeri almıyorlardı. Yaklaşık 45 dk sonra saat 17:15 gibi içeri girip üstümüzü değiştikten sonra motorlara binip çıkabildik. Motorlar sağ salim gelmişti. Bu arada tırcılarla yaptığımız sohbette 3 ay Avrupa’da geçirdiklerini, vize bitince 15-30 günlüğüne evlerine gidebildiklerini öğrendik. Dorseleri alıp dağıtıp, boş dorseleri alıp geri getiriyorlar, yeni gelen dorseleri alıp tekrar Avrupa’ya dağıtıma çıkıyorlar.

Saatin geç olması sebebi ile dağ yolundan gitmekten vazgeçip, otobandan gitmeye karar verdik. Ancak otobanın tam girişinde otoban görevlisi tarafından durdurulduk. Taşıt pulu almadığımız için adam başı toplam 300 euro ceza ödememiz gerektiğini söyledi. Daha sonra cezanın anında ödenmesi ile yarı fiyatına düştüğünü belirtti. Pazarlıkla ancak birimize ceza kesmesini sağlayabildik. Bir haftalık taşıt pulu 7.5 euro ve biz hayatımızın en pahalı yolculuğunu yapmış olduk. Türkçe olarak bastırdıkları broşürleri ve bilgi formunu aşağıda bulabilirsiniz.

Seyahatin başında yediğimiz ceza ile moralimizi bozmamaya karar vererek lüks otobanımızın 🙂 tadını çıkartarak akşam Bled’e vardık.

Otelin manzarası güzel ama eski ve kötü bir otel. Bled ise doğası ve manzarası ile muhteşem.

Akşam duşumuzu aldıktan sonra dışarı çıktık. Gözümüze kestirdiğimiz bir pub’da bira içmeye başladık.

İçeride çok az sayıda insan vardı. Tam oturduğumuz masanın yanına denk gelen pub taburesine oturmuş birisi sohbete basladı. Adam Amerikalıymış. TV de yansıttıkları perdede Liverpool Sevilla EUFA final maçını veriyorlardı. Adam uzun süre Almanya da çalışmış.  Orada da yapacak pek bir şey olmadığından futbola merak sardım dedi. Zaten pub’da Liverpool forması ile oturuyordu. Oğlu askermiş. Romanya’da Amerikan üssünde görev yapıyormuş. Onu ziyarete gelmiş. Sonrasında Bled’e nasıl yolu düşmüş pek anlayamadım. Eskisehir maçında adamların sahayı yaktığını falan biliyordu. Sakat bir herife benziyordu.  Sonra zaten kendisinin de asker olduğunu, Sudi Arabistan falan da görev yaptığını anlattı. Bizim ikinci biraları ısmarladı. Oldukça çenesi düşük olması yüzünden Serkan ile doğru dürüst konuşamadık. Biraz daha sohbetten sonra maçında bitmesi ile teşekkür edip ortamdan ayrıldık. Adam güneyliymiş. Trump’ı falan destekliyordu. Çok korkunç bir İngilizcesi vardi ama bir şekilde tamamını olmasa da söylediklerini anlamayı başardım.

Oradan çıkınca bir büfede karnımızı doyurmak için oturduk. Sohbet sırasında işletmecinin Arnavut olduğunu öğrendik. Arada Türkçe bir şeyler söyledi. Birer tost yedikten sonra Bled gecemizi noktaladık.

Bled ve Slovenya ile ilgili özet olarak; güzel doğası, pahalı ve eski otelleri, saçma otoyol uygulamaları ile olmasa da olur diyebiliriz. Ama Slovenya’yı turlamayı düşünenler veya yolu Slovenya’dan geçecekler otoban kullanacaklarsa mutlaka otobana girmeden önce bir benzinlikten otoban pulu almayı unutmasınlar.

Trieste’ye motorları göndererek tur planlayanlara ise geminin geliş saatindeki yüksek sapma sebebi ile ilk günü esnek bırakacak şekilde planlama yapmalarını öneririm.

 

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *