Press "Enter" to skip to content

Doğu Avrupa’16 Cluj-Bran (8.gün)

Otelin tüm köhneliğine ve eskiliğine rağmen tüm gezinin en iyi uykusunu burada aldım. Tabi bunda dünkü sürüşün etkisi büyük olabilir. Sabaha kadar deliksiz uyudum. Sabah odanın dışında şehir manzarası güzel görünüyordu. Otele sabah gözüyle bir kere daha baktığımda 70’ler hissiyatı iyice oluştu. Eskiden Rus ajanlarının konakladıkları bir yer olma olasılığı oldukça fazla:)  Balkonu açarak birkaç foto çektim. Otel yine tüm köhneliğine karşın oldukça iyi bir kahvaltı veriyordu. Malzemeler hem güzel hem de çeşit fazlaydı. Kahvaltıda bir takım sporcular vardı. Burası bir spor arenasının yanında olması ve sport otel olması sebebi ile sanırım ağırlıklı olarak spor müsabakalarına gelenleri ağırlayan bir otel.

Kahvaltıdan sonra hazırlanmak için odalara çıktık. Ben sabah operasyonunu gerçekleştirmek üzere tuvaleti ziyaret ettim. Bir yandan da ekibe whatsapp mesajları gönderirken içerideyken açık bıraktığım balkon kapısından giren bir güvercin tuvaletin içine kadar girerek o günkü operasyonumun yarıda kalmasına sebeb oldu 🙂 Kendisini ancak dışarı çıkarken görüntüleyebildim.

Daha sonra otelden çıkarak yine yağmur ve kasvetli bir gökyüzü altında motorlarımıza bindik. Bugünkü ilk hedefimiz Turda ve oradaki tuz madenini ziyaret etmek. Turda, Cluj’a yaklaşık 35-40 km mesafede. Yollar yine çok iyi değil. Köylerin arasından ve yüzlerce kamyon trafiği arasında tek yön gidiş geliş. Madene bu kadar önemli bir yer olmasına rağmen doğru dürüst bir tabela bile koymayıp düzgün bir yol bile yapmamışlar.

Fakat havanın ve atmosferin etkisi çok etkileyici. En azından tam benim sevdiğim havalar olduğunu söyleyebilirim.

Madene ulaştığımızda büyükçe bir otoparkı olduğunu gördük. Μotorları park ettikten sonra turumuza başladık. Buraya gelmeden önce web’de araştırma yapmış ve etkileyici bir yer olduğunu biliyorduk. Ama madenin içine girince fotoğraf ve videoların buradaki hissiyatı tam olarak yansıtamadığını, buranın çok daha büyük ve etkileyici olduğunu gördük.

Yerin oldukça altına iniliyor. Asansörler veya basamakları kullanmak mümkün. Turun zamanlamasının çok turistik zaman denk gelmemesi sebebiyle sanırım çok aşırı bir kalabalık yoktu. Madenin girişinden aşağıya doğru bakıldığında futuristik ve hafif başka bir gezegende kurulmuş bir uzay üssü hissiyatı var. Μadenin içerisinde bir dönme dolap, kayıklarla dolaşabileceğiniz bir gölet, bilardo masaları ve çocuklar icin eğlence alanları var.

Turistlere yönelik bu kadar atraksiyon yapmalarına rağmen, hediyelik eşya alanında tuzdan yapılmış bir hediyelik bulmam mümkün olmadı. Onun yerine tuzlari paketleyip satıyorlardı.

Madende keyifli ve etkileyici zaman geçirdikten sonra motorlarımızın başına döndük. Bir seyler içmek için park alanındaki büfelerden birisine geldik. Ama büfe euro kabul etmediği ve bizim yanımızda yeterli miktarda yerel para olmadığı için alamadık. Tam o sırada yanımızdaki bir adam aradaki farkı tamamlayarak bize yardımcı oldu.

Bundan sonraki hedefimiz Brasov’a gitmek ama yol üzerinden giderken Transfagaras geçidinden geçmek. Burası Avrupa’daki en iyi yollardan birisi kabul ediliyor. Ancak yaklaşık 150 km kadar daha gittikten sonra Garmin gitmemiz gereken 370 km daha yol olduğunu belirtince acaba bu işi yarına mı bıraksak diye düşünmeye başladık. Daha sonra yol üzerinde Bran’da Dracula’nın kalesini ziyaret edip, Transfagaras’ı yarına bırakmaya karar verdik. Kont Dracula aslında Kazıklı Voyvoda. Burada sadece bir gününü geçirmiş. Esas kendinin yaşadığı yerler tamamen yıkılmış ve harabe durumdaymış. Burası daha çok Queen Mary tarafından kullanılmış. Ama yine de biraz turistik bir yer olmasına rağmen hem mimari olarak çok güzel hem de görmek için tur başında listeye aldığımız bir yerdi.

Yolların oldukça kötü olmasına rağmen, manzara ve ortam inanılmaz güzellikteydi. Yağmur bulutlarının gökyüzünü kaplamış ve neredeyse elimizle dokunabilecekmişiz gibi durması, ve doğa muhteşem keyifli bir sürüş olmasını sağladı.

Tam Bran’in girişine doğru korkunç bir yağmur bastırdı. Zaten Romanya’ya girdiğimizden beri yağmurdan pek kurtulamadık. Bir dağ yolu üzerinde yola konulmuş tanıtım ilanlarından da görerek hedeflediğimiz Harley Davidson Cafe adında bir yerde hamburger yemek üzere mola verdik. İçeride Harley’e benzetmeye çalıştıkları ama pek benzetemedikleri bir motor dekor icin kullanılmıştı. Kısacası isimleri dışında pek Harley ile ilgili oldukları bir durum yoktu.

İçerisi aslında bir fast food restoran gibiydi. Menülerden seçim yapıyorsunuz. Biz de birer burger menü ve ortaya da pork ribs söyledik. Fotoğraflardan çok daha güzel ve lezzetli bir burger geldi.

 

Daha sonra Bran’e doğru yola koyulduk. Google’dan baktığımda ziyaret saatinin 18:00 de bittiğini gördüm. Ama ucu ucuna kapanışa 15 dk kala içeri girmeyi başardık.

 

Kale mimarisi çok güzel ama pazarlama iletişim için kullandıkları yollar çok ilkel başarılı değildi. İçeride Copolla’nın Dracula filminin afişlerini kullanmışlardı. Elinizde Dracula gibi bir malzeme olunca çok daha iyisinin yapılabileceğini insan düşünmeden edemiyor.

Kale çıkışında Brasov’da nerede kalacağımıza karar vermek için bir saçağın altında durduk. Yağmur sebebi ile zaten tüm kaleyi üzerimde yağmurlukla dolaşmaktan dolayı, kapalı bir mekana girip tekrar soyunup giyinmeyi göze alamadım. Booking.com’dan Brasov’da doğru dürüst kalacak bir yer bulamayınca acaba buralarda bir yerde kalsak mi diye bakmaya başladık. İyi ki de öyle yapmışız. Merkezin biraz dışında, bir köyün ortasında ama çok güzel ve biraz lüks bir otel bulduk. Odalar da oldukça güzel ve tertemizdi. Odanın dış manzarası yemyeşil bir doğaya bakıyordu.

Biraz odalarda dinledikten sonra Serkan ile bir şeyler içmek ve akşam yemeği için salonda buluştuk. Otelin sahibi bize birer yerel bir içki ikram etti. Bulgar’ların rakiyasına benzeyen çok lezzetli bir içkiydi. Daha sonra yine yerel biralarımızı alarak yemeğimizi yedik ve günümüzü noktaladık.

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *