Press "Enter" to skip to content

Doğu Avrupa’16 Transfagaras-Bükreş (9.gün)

Sabah uyandığımda yataktan görebildiğim kadarı ile aydınlık bir hava olması içimi ısıttı ve acaba bugün yağmur yemeyecek miyiz diye sevindim. Sonra odanın penceresinden bakınca bulutların neredeyse otelin bahçesine kadar indiğini ve yağışın devam ettiğini görüp içime bir üşüme geldi. Sabah mahmurluğunu üzerimizden atıp kahvaltıya indik. Otelin kahvaltısı bugüne kadar gördüklerimin en iyisiydi. Yiyemeyeceğimiz kadar peynir çeşitleri ve çeşitli et, börek, reçel ve hiç tadına bakmadığımız közde patlıcan ve muhammara benzeri çeşitlerle masayı donattılar. Havanın soğukluğu ve sürekli yağış sebebi ile Transfagaras’ın açık olup olmadığını araştırmak istedik. Web sayfalarından yol kapalı gibi bilgilere ulaşsak da çok içimize sinmedi. Bunun üzerine oteldekilere sorup bilgi alabileceğimiz bir kaynak var mı, veya kendilerinin o bölgedeki tanıdıkları oteller varsa onlardan yol durumu ile ilgili bilgi alabilir miyiz diye yardım istedik. Bir yandan da yola bakınca, Sibiu tarafına tekrar o yol kalabalıklığında 100 km’den fazla sürüş ve oradan Transfagaras’a geçmek gözümüzde büyüyordu. Acaba doğrudan Bükreş’e sürüp orada biraz dinlensek mi diye düşündük. Son bir kaç gündür hem soğuk, hem yağış bizi epeyi yıpratmıştı. Ama sakin sakin otelin restorantında kahvaltımızı ederken düşünüp plan yapınca, daha sonra buraya kadar gelip Transfagaras yapmadan dönmek olmaz diye karar verip, Sibiu tarafından değil güneyden Transfagaras’a girmeye karar verdik. Bu arada otelden yol bilgisi geldi ve yolun kapalı olduğunu ilettiler. Ancak biz güneyden girsek yolun tamamını yapamasak bile gölün etrafındaki bol virajlı yolu yapabileceğimizi düşünüp yolun nereden itibaren kapalı olduğunu öğrenmeye çalıştık. Otelin işletmecisi olduğunu düşündüğümüz genç bize yukarıdaki gölün (Lake Balea) oralarda kapanmış olabileceğini tahmin ettiğini söyledi. Bunun üzerine yolun gidebildiğimiz kadarını gitmeye karar verip hazırlandıktan sonra yağmur altındaki yolculuğumuza başladık.

Yol yağışlı olmasına rağmen tır ve kamyon trafiğinin nispeten daha az olduğu bir rotadan ilerlediğimiz için oldukça keyifli ilerledik. Zaten sanırım son günlerde yediğimiz yağmurlar artık biraz bağışıklık da yapmış durumdaydı. Artık tulum yağmurluğumu süper hızlı bir şekilde giyip çıkarabiliyordum.

Küçük köy ve kasaba yollarından geçerek hedefe doğru ilerliyorduk. Yağmur bir süre sonra kesilince ben ilk iş sarı yağmurluğu çıkartıp rahatladım. Yağmurluksuz sürmek gerçekten büyük keyifmiş. Yukarılara doğru tırmanmaya başladık.Yolların bir kısmı blok taşlarla oluşturulmuş. Bir süre daha ilerledikten sonra Arbeş kasabasından Transfagaras’ın başlangıç noktasına geldik. Transfagaras’ı ve yolun ne kadarının açık olduğunu belirten tabelalarının önünde klasik pozlarımızı verip fotoğraf çektirdikten sonra yola devam ettik.

 

Daha sonra muhteşem bir doğanın içine daldık.Küçük tatlı virajlar başladı ancak henüz fotoğraflarda gördüğümüz hairpin’lere uzaktaydık. Aşağıdaki Vidraru gölünün oradaki manzara karşısında büyülenip durup fotoğraf çektirdik.Gölde kayık kiralayan ve yiyecek içecek satan bir yerde haşlanmış mısır ve bir ev yapımı çikolatayı paylaşarak öğlen yemeğimizi yedik.

Yola devam etmeden önce Serkan ile kaskları değiştirdik. Böylece benim kaskıma takılı GoPro ile benim de sürüş yaparken biraz videolarım olabilecek. Ama GoPro’nun pil sorunu sebebi ile maalesef istediğimiz kadar kayıt yapamadık.

Gölün etrafındaki kıvrımlarda keyifle yol alarak yukarı doğru çıkmaya başlarken hafiften yağan yağmur daha sonra şiddetlendi ve tekrar sağanağa döndü. Ben de tam zamanında tekrar sarı tulum yağmurluğumla buluştum.

Geçitlerden birisinde daha durup bir kaç fotoğraf daha çektik.Yol yağışlı olmasına rağmen çok keyifliydi. Yukarıda karlı tepeler bize bakıyordu ve her irtifa da biraz daha soğuyan hava ile biz de karlı tepelere doğru yaklaşıyorduk. Yol üstündeki şelalelin önünde motorla artistik bir kaç poz yakalamaya çalıştıktan sonra tırmanmaya devam ettik.Yolda hiç kimse yoktu. Belki de bu mevsimde gelmenin güzel yanlarından birisi de bu oldu. Yol kapalı olduğu için kimse bu yolu kullanmıyordu ve Transfagaras şu anda sadece bize aitti.

İrtifa iyice artmaya başlayınca fotoğraflarda gördüğümüz virajların bir kısmı karşımıza çıkıyordu. Aynı zamanda hava 4 dereceye kadar düşmüştü.Ama artık yağış kesildiği için en azından yağmur derdimiz kısa bir süreliğine de olsa bitmişti. Dağlar bulutlarla birlikte çok etkileyici görünüyordu ve biz virajlardan yolun kapandığı noktaya kadar çıkmaya devam ediyorduk. Havanın soğukluğu, esen rüzgarın şiddeti, dağların görkemi ve bütün bunların yanında sadece ikimizin motorla yola alıyor olması, hem doğanın gücü ve ihtişamını hem de aslında bizlerin ne kadar küçük ve yalnız olduğunu iliklerimize kadar hissetmemizi sağlamıştı.

Zirveye bir kaç metre kala yola kapalı olduğu yerde kadar motorla çıktık. Fotoğraf çekmek için motorlarımızdan indiğimizde, küçük bir motor ekibinin daha gelmekte olduğunu gördük.

Havanın soğuması ile birlikte arada kuvvetlice esen rüzgar oldukça üşütüyordu. İrtifa 1898 metreydi. Arada esen rüzgar o kadar şiddetli oluyor ki duran motorları devirecek diye korkuyorduk. Bir süre daha fotoğraf çektikten ve ben Serkan’ın dağdan inişini videoya aldıktan sonra inişe geçtik.Çıkarken yediğimiz yağmurdan eser yoktu. Bu sebeple tempoyu iyice arttırarak keyifli bir şekilde virajlarda kıvrılarak yolun tadını çıkarıyorduk.Hedefimiz bu akşam Bükreş’ti. Başkent ve en büyük şehir olması sebebi ile en azında Bükreş’e giden bir otoban olacağını umuyorduk ve umduğumuz gibi oldu. Bir otoban sürüşü için hiç bu kadar sevineceğimiz aklımıza gelmezdi.Ama neredeyse Bratislava’dan beri otobana girmeden sürekli köy, kasaba yollarından buralara gelince ve bolca üşüdükten sonra, hızla bir sonraki hedefe geçmek istiyorduk.

Bükreş’in şehir kalabalığı, trafiği ve tüm şehri kuşatan tramvayları arasında otelimizi bulduk.Otelin yeri konusunda biraz endişelerimiz oldu ama her zamanki gibi U kilitle motorları kafa kafaya bağlayarak otelin giriş kapsının yanına park ettik. Resepsiyonist bize motorların çantalarını açık bırakmamızı tavsiye edince iyice endişemiz arttı. Sorun olmayacağını ama motoru merak edenler olup bakmak için gelenlere karşı bir önlem olduğunu söyleyerek bizi rahatlatmaya çalışsa da zaten yapacak pek bir şeyimiz yoktu.

Odada hazırladıktan sonra dışarı çıktık. Şehir merkezine 3 euro gibi bir ücrete taksi bizi götürdü. OldTown Nevizade’nin çok sokaklısı olan bir yer ve herkes yeme içme olaylarına dalmış durumdaydı. Biraz gezindikten sonra bir English Pub bulup oturduk.Öğleni sadece haşlanmış mısırla geçiştirdiğimiz ve saat geç olduğu için oldukça acıkmış durumdaydık.Tabi bu arada motor sürerken harcadığımız eforları hesaba katmıyordum. Her zamanki gibi lokal biralardan içerken ortaya yan masada gördüğümüz Nachos’dan ve kendimize birer hamburger söylüyoruz. Hamburgerler muhteşem olmasına rağmen nachoslara doyduğumuz için hepsini bitirmemiz mümkün olmadı.Yemekten sonra biraz daha turladıktan sonra günü verdiği yorgunluğu atmak için gecenin ilerleyen saatlerinde otelimize döndük ve bu muhteşem günü noktaladık.

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *