Press "Enter" to skip to content

Doğu Avrupa ’16 Bükreş (10.gün)

Yolculuğun başından beri sahip olduğumuz bir günlük buffer’ı burada kullanmaya karar verdik. Dün tüm gün motor sürdüğümüz için şehri görmek anlamında pek bir şey yapamadık. Ayrıca bugüne kadar yorulan vücudumuzu dönüş yoluna geçmeden önce dinlendirmenin iyi bir fikir olduğunu düşündük.

Sabah otel ile konuştuğumuzda otelde bir gece için daha yer olmadığını söylediler. Booking’den araştırmalarımızda da umut verici bir yere rastlamak mümkün olmadı. Amacımız kişi başı oda fiyatının 50 euro’nun altında olması, şehir merkezinde veya çok yakın olması ve motorları parkedecek güvenli bir parkının olması. Resepsiyona yakınlarda olan ve tavsiye edebilecekleri bir otel olup olmadığını sorduk. Biraz araştırdıktan sonra bilgi verebileceklerini ilettiler. Daha sonra çok yakında bir otel ayarladıklarını, istersek motorları da burada bırakabileceğimiz söylediler. Bu habere çok sevinip diğer otelin check in saatine göre eşyalarımızı toparlayarak çıktık. Ama yeni otele vardığımızda boş odalarının olmadığını, daha sonra arayarak ilk kaldığımız otele bilgi verdiklerini bize söylediler. Kendilerinden ilk kaldığımız oteli aramalarını istedik. Böylece bize başka bir otel ayarladıklarını, ama o sırada bu otele de boş oda var mı diye sorduklarını öğrenmiş olduk.  Diğer otel de yolun karşısında. Dışarından görünüşü çok umut vadetmese de burada kaldığımız otellerin hiç birisinini dışardan görüntüsünün iyi olmadığını söylemekte fayda var. Otele giriş yaptığımızda motorları istersek kendi parklarına da bırakabileceğimizi söylediler. Parkı gördükten sonra karar vereceğimizi diğer otelin de motorları bırakmamıza müsade ettiğini anlattık. Otel odasından bize önerdikleri parka baktığımızda etrafta gezinen ve tekin görünmeyen bir çete görüntüsündeki  tipler olmasından dolayı motorları en azında diğer otelin girşinde ve göz önünde olacağı düşüncesiyle eski otelde bırakmaya karar verdik.

Odalara yerleştikten sonra bir taksi ile şehir merkezine geldik. Taksinin bizi indirdiği yerde eskiden tıp akademisi olan ve hem iç hem de dışı muhteşem bir mimariye sahip olan binada antika eşyaların satış kermesinin olduğunu görüp içeride gezinerek eski eşyalara bakarak bir süre vakit geçirdik. Taşıma imkanımız olsa eve götürmek isteyeceğim bir çok şey olmasına rağmen oradan eli boş çıktık.

Biraz daha şehri turladıktan sonra öğlen yemeği için yine dün akşam yemek yediğimiz yerde oturduk. Ben dünden bitiremediğim hamburger içimde kaldığı için bir hamburger söyledim, Serkan da bir pizza. Üstüne hafif görünen bir de tatlı yedik. Yağmur arada hafifçe yağmasına rağmen tshirt’lerle şehirde dolaşmamıza engel olacak bir durum olmadı.

Daha sonra old town’un tüm sokaklarını yürüyerek taradık ve dolaştık. Bir yandan da hediyelik eşya baktık. Ama nerdeyse tüm Romanya Dracula üzerine turistik hediye satışlarını kurguladığı için aradığım gibi bir şey bulmak mümkün olmadı. Veya belki de Serkan’ın beni eleştirdiği gibi hep en iyisini aramaktan bazen iyileri de kaçırıyordum.

Akşam olduğunda bu sefer farklı bir mekanda pork ribs ve birayla yemeğimizi yedik. Ama hiç bir pork rib Lviv’dekine benzemiyor tabi. Bükreş gecesini noktalarken bugünü de burada geçirmekle iyi yaptığımızı düşündük. En azından artık Bükreş hakkında bir fikrimiz var ve bu şehre de bir tik atabiliriz.

 

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *