Press "Enter" to skip to content

Doğu Avrupa’16 Bükreş-Burgas (11.gün)

Sabah kahvaltısından sonra motorları bıraktığımız diğer otelden alarak kaldığımız otelin önüne getirdik. Yola çıktığımızda şehrin kalabalığı ve merkezinden çıkmak çok kolay olmadı. Romanya’daki sürücüler buraya kadar gördüklerimizden çok farklı. Türkiye’deki kadar olmasa da dikkatsiz sürücüler çok fazla ve bir kısmı bizi yine sıkıştırıyordu. Şehir içinde bir tane kadın sürücü yan çantalardan birisine çarpmak üzereyken ani bir refleksle kurtarabildim. Bir gün önce de Serkan’ı şehir girişinde otobanda bir kadın sürücü oldukça taciz etmişti. Biraz kadına biraz da şehir trafiğine sinirlenerek gazı açıp kadına güzel bir makas attıktan sonra makaslarıma devam ederek şehir merkezinden hızla uzaklaşarak ana yola çıkmayı başardık. Yola çıkmamızla birlikte hem dur kalklar bitti, hem de süratin artması ile birlikte serinlemeye başladık.

Yollar Bulgaristan’a doğru nisbeten kuzeye göre daha az kalabalık olduğu için rahat ilerliyorduk. Sınıra yaklaştığımızda ülkeye girerken başımıza gelenleri hatırlayıp, bir de Bulgaristan girişini düşünüp endişelenmeden edemedik. Tam sınıra gelirken arabalar birikmeye başladı ama biz önlerine geçtiğimizde yolda rastladığımız iki cross motorun da işlem yaptıklarını gördük. Bizi hemen yanlarına çağırdılar. Onların etkisinden midir bilmiyoruz ama işlemler sadece bir iki dakika sürdü. Zaten aynı kulübenin birisinde Romanya yetkilileri, diğerinde Bulgaristan yetkilileri çalışıyordu. Evrakları bir pencereden diğerine iletip kaşeleri aldıktan sonra hızla tekrar yola koyulduk.

Dün akşam Varna’da güzel bir otelde booking.com’dan rezervasyonumuzu yaptırmıştık. Tahmin ettiğimiz gibi öğlen saatlerinde yaklaşık saat 13:00 gibi Varna’da otelin önünde olduk. Etrafttan görebildiğimiz kadarı ile Varna küçük bir anadolu kasabası gibiydi. Burada mı kalsak yoksa Burgas’a mı devam etsek diye  bir süre düşündükten sonra Burgas’a gitmenin bize ertesi gün yaklaşık iki saat kazandıracağından ve burası ile Burgas arasında çok da bir fark olmadığını düşünerek, vakti iyi değerlendirmek için Burgas’a doğru yola çıktık.

Çıkışta yemek için uzun bir süre bir yer bulamadıktan sonra ağaçlar içinde güzel görünen ve kalabalık bir mekanda öğlen yemeği yedik. Yemek pek başarılı değildi. Domuz ve tavuk etlerini çeşitli prosese soktuktan sonra pişirdikleri ortaya karışık etler önümüze geldi. Ben görüntülerini beğenmediğim için tavuklar ve şopska (bizdeki çoban salatası) salatası ile karınımı doyurdum.

Burgas’da güzel bir otel bulduk ama booking.com’da tekli oda sadece bir tane kaldığı için otele gidip başka uygun oda var mı diye bakmaya karar verdik. Burgas, girişinden itibaren çok sevimli ve güzel bir yere benziyordu. Oteli rahatlıkla bulduk. Gidip otel ile konuşup iki odayı indirimli bir fiyata ayarladım. Otelin girişine motorları park ettik. Ama hem otelin gazinosu olması, hem parka yakın olması ve bugünün cumartesi olması sebebi ile benim aklım biraz motorlarda kaldı.

Odada biraz dinlenip duşumuzu aldıktan sonra dolaşmak için şehir merkezine yürüdük. Bir kuyumcuda para bozdurduk. Adam başı 5’er euro koyduk. Daha sonra evdekilere güzel hediyeler bulup onları aldık. Hediye aldığımız bir yerdeki satıcı ile konuşup akşam için mekan önerisi aldık. Bize Neptün diye bir yeri önerdi. Yayaların yürüdüğü sağlı sollu küçük dükkanlar ve kafelerin olduğu bir sokakta bira içip serinlemek için oturduk. Oturduğumuz yerin karşısındaki gitar çalan kadının müziği eşliğinde biralarımızı yudumladık. Her yerde olduğu gibi burada da lokal biraları tercih ediyorduk. Biramız Kamenitza. Hesabı isteyip bozdurduğumuz paraların yeteceğini umarken iki biranın neredeyse 1 euro tuttuğunu öğrenip şok olduk.

Daha sonra sahile kadar yürüyüş yaptık. Bu arada mekanlara bakıyorduk. Sahilde bir kaç fotoğraf çektikten sonra Neptün adlı mekanı bulduk. Ama burası sahilde izole ve çok büyük, soğuk bir mekan. Daha çok para aklamaya çalışanları açtığı bizdeki Reina havasında bir yer. O nedenle tekrar kalabalık olan yerlere doğru dönmeye karar verdik. Sonra sahilde bir mekan daha bulduk ve yemekten önce birer birada burada içmeye karar verdik. Ortaya kızartılmış hamsi benzeri küçük lezzetli balıklardan ve patates kızartması aldık. Deniz manzarası eşliğinde biralarımızı içip balık ve patateslerimizi atıştırdık. Tüm yedik içtilerimize Türk parası ile 12 TL vermenin şokunu bir kere daha yaşadık. Gerçekten ülkemizde bizi çok fena düdüklüyorlar.

 

Akşam yemeğimizi bende bizdeki meyhanelere benzeyen bir izlenim yaratan bir yerde yedik. Tam tahmin ettiğim gibi bir yer çıktı. Servis yapan garson Türkçe de biliyor. İçeçek için karar vermeye çalışırken garson bize yeni rakı öneriyor. Hemen kabul ediyoruz. Yeni seri var mı diye sormaya çalışsak da anlatmakta başarılı olamayıp standart yeni rakı ile devam ettik. Ahtapot ve kalamar ızgara ile kalkan yiyoruz. Kapanışı her ne kadar kafalarımız oldukça güzel olsada Bulgaristan’a gelip rakıya (Balkan’larda genellikle armut ve çeşitli meyvelerden yapılan brandy ailesinden sert ama çok lezzetli bir içki) içmeden olmaz ısrarlarımla birer rakıya içerek geceyi noktaladık.

 

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *