Press "Enter" to skip to content

Bansko

Kavala’ya girişte fotoğraf çektikten sonra Bansko’ya doğru yola çıktık. Dün Kavala’ya gelirken yakaladığım hissiyatı ve açıyı yansıtacak kareyi yakalayamadım ama yine de fotoğraf çekmek içim buraya dönmemiş olsaydık içimde kalırdı.

Bugün Bansko ve yolda beklenen yağmurdan dolayı mont ve pantolonların içlikleri giyerek yola çıkmaya karar vermiştik. Hava oldukça sıcaklığını arttırmaya başladığı ve hem pantolon hem de montun içliklerinden dolayı bunalmaya başlamıştık. Şehrin dışına çıkmamız ve biraz hızı artırmamızla sıcaklığı bir nebze olsun hafifletmiş olduk. Yaz mevsimi kesinlikle motor mevsimi değil.

Kavala Bansko arası otoban olmadığı için yol ve sürüş çok daha keyifli oluyor. Vakit uygun olduğu sürece aslında tüm rotaları otobanları hariç bırakacak şekilde planlamak lazım. Saat öğleni geçtiği için hafifçe acıkmaya başladık. Yolda bakındığımız yerlerde durmak için çok uygun bir yer bulamadık. Bulgaristan sınırına oldukça yaklaştığımız için acaba öğlen yemeğini Bulgaristan’da mı yesek diye konuştuk. Tabi bütün bu konuşmalar intercom üzerinden oluyor. O sırada küçük bir yerleşim yerinde yeşilliklerin için küçük bir bahçesi olan bir lokanta bulduk. İçeride kimse olmadığı için yemek servisinin açık olduğunu teyit ettikten sonra bir masaya oturduk. Her ne kadar yolda serinlemiş de olsak yine de sıcaktan terlemiştik. Montların içliklerini yağmur yağana kadar giymemeye karar vererek çıkarttık.

Birer souvlaki ve greek salad söyledik. Ocağı daha yeni yaktığı için yemekler biraz geç geldi. Ama lezzeti beklediğimize değdi.

Motorları yol üzerine parketmiştik. Benim motor tam oradaki bir çeşmenin önünde ve oturduğumuz yerden benim görüş açımın dışında kalıyordu. Yoldan geçen araçlar su içmek ve su doldurmak için sürekli çeşmenin önnüde duruyorlardı. Özellikle bir çok kamyon ve kamyonet tarzı araçların  durması ile “işte şimdi senin motoru yüklüyorlar ve götürüyorlar” geyiklerine yemek boyunca maruz kaldım. Yola çıkmak için  motorların başına geldiğimizde çeşmeden faydalananların sadece yolcular olmadığını gördük.

Yunanistan, Bulgaristan geçişinin nasıl olacağını bilmiyorduk. Gümrük tarafında iş yavaşlatma eylemi uyguluyorlarsa vakit kaybedebiliriz diye düşündük. Ama düşündüğümüz gibi olmadı. Hem Yunan çıkışı hem Bulgar girişi çok kolay oldu. Sanırım iş yavaşlatma eylemi tüm gümrük kapılarında yok.  Belki de İpsala ve Türkiye giriş çıkışlarına uyguluyorlardır. Çok emin olamadık.

Bansko’ya doğru yaklaştıkça dağlar ve zirveler görülmeye başladı. Gri bulutlarla kaplı zirvelerde çakan şimşekleri gördük. Sanırım bir haftadır hava raporlarından bahsedilen yağışlarla artık karşılaşacaktık. Ama Bansko merkezine gelene kadar sadece bir kaç damla yağmur yağdı. Tedbirli olmak adına depo üstü çantaların rain cover‘larını örttük ama kendimiz çıkarttığımız montların içliklerini giymeye bile gerek görmedik.

Bansko kayak merkezi olduğu için bu mevsimde (Haziran) sezon dışı ve genelde oteller ve işletmeler bakımlarını yapıyorlar. Bir çok tesis kapalı. Yol boyunca inşaat çalışmalarını gördük. Kısa bir süre sonra kalacağımız oteli bulduk. Serkan’ın söylediğine göre bu otel sezonda oldukça pahalı bir otelmiş. Biz adam başı 40€ gibi bir fiyata single odalarda kahvaltı dahil kalıyoruz. Geçen sene doğu Avrupa turunda belirlediğimiz adam başı 50€ ve altında tek, üstünde ise birlikte kalma prensibimizi uygulama devam ediyoruz.

Motorları otelin önüne park ettikten sonra giriş işlemlerini yaptırıyoruz. Bu arada resepsiyondaki görevliye otelin önüne park edip edemeyeceğimizi soruyoruz. Sıkıntı yok diyor. Kapalı park var mı diye sorunca burada kalabilir motorlar diye cevap veriyor. Eşyaları taşımak için motorların yanına geldiğimizde resepsiyon görevlisi yanında yarı eşofmanlı ve hafif mafyatik bir adamla geliyor ve kapalı park var isterseniz oraya alabilirsiniz diyor. Güvenlik var mı diye sorunca yanındaki mafyatik abiyi gösterip güvenlik bu diyor. Biz odalara çıkıp biraz dinlenelim sonra bakarız diye cevap veriyoruz. Nedense motorları otelin girişinde bırakmanın daha güvenli olacağını hissedip odalara çıkıyoruz 😄

Odalar çok bakımlı olmamasına rağmen geniş ve konforlu. Serkan ve Soner otelin havuz ve saunasına girmeye karar verdiler. Ben yanımda mayo getirmediğim için (sarı alarmlar ve sel uyarılarının bizi beklediği bir gezide yanıma mayo almak nedense önceliğim olmadı. Ama gençleri de bu ileri görüşlülüklerinden dolayı takdir etmedim değil.) odada duş alıp sonra açık havuzun orada onlarla buluştum. Onlar sıcak suyun tadını çıkartırlarken, ben de soğuk bir biranın keyfini çıkardım. Bugün yaklaşık 170 km yol yapmış olamamıza ve yolların keyfine rağmen bir yorgunluk var üzerimizde.

Soner yorgunluğunu atmak için masaj randevusu alınca, Serkan’la biz biraz turlamak ve fotoğraf çekmek için yürüyüşe çıktık.  Bansko’yu her ne kadar 12 ay tatil yöresi diye tanıtsalar da şu andaki hali nükleer savaş sonrası terkedilmiş kasaba gibi. İyi bir Hollywood filmine dekor olabilecek atmosfere sahip. Serkan’a “bizi nasıl bir yere getirdin olm?” diye yüklensem de aslında kışlık mekanların yazlık ve yazlık mekanların kışlık halini çok seviyorum. Terk edilmişlik duygusu, yalnızlık ve yoğun melankolinin kendine has cazibesini çok etkileyici buluyorum. Aklıma Ballard’ın “what I believe”i geliyor.

“I believe in the power of the imagination to remake the world, to release the truth within us, to hold back the night, to transcend death, to charm motorways, to ingratiate ourselves with birds, to enlist the confidences of madmen.

“I believe in my own obsessions, in the beauty of the car crash, in the peace of the submerged forest, in the excitements of the deserted holiday beach, in the elegance of automobile graveyards, in the mystery of multi-storey car parks, in the poetry of abandoned hotels.”…………

Kasabanın tam merkezinin ise küçük sevimli sokakları ve güzel bir meydanı var. Meydanda bir yerde oturup birer bira söylüyoruz. Buraya doğru yürürken yolda noel babadan bozma kılıklı bir amca bizi akşam canlı müziğin de olduğu restoranlarına davet ediyor. Broşürlerini alıp yürüyüşe devam ediyoruz. Her yer kapalı olduğu için zaten çok fazla alternatifimiz yok.

Bulutlar iyice safları sıkılaştırmaya başlıyor. Soner’e bulunduğumuz yere gelmesi için konum gönderiyoruz. Ben de fotoğraf makinasını otele bırakıp üstüme bir yağmurluk almak için yürüyüşe geçiyorum. Otelden tam çıkarken hafif bir yağmur başlıyor. İyi zamanlama…

Tekrar meydanda buluşup sayılı yemek alternatiflerimizi değerlendirdikten sonra noel babanın mekanında karar kılıyoruz.

Ev yapımı şarap ve peynir tabağı ile fırınlanmış peynirli mantar söylüyoruz. Yemekler ve şarap oldukça vasat ama dışarıda yağan hafif yağmur ve muhabbet iyi.  Biraz sonra hafiften müzik başlıyor. Çok keyifli ve güzel çalıyorlar. İçeride bizden başka bir masa daha var.

Bu arada içeri yerel kıyafetli bir kız giriyor. Masaya gelip bizlere sarılırken bir başkası da fotoğraf çekiyor. Aradan bir süre geçtikten sonra basılı fotoğrafları satmak için yanımıza geldiler. Serkan’ın şaşkınlığı fotoğraflardan çok net bir şekilde anlaşılıyor 😳

Müzisyenler çaldıkları güzel ezgileri bırakıp olayı hafif Kumkapı ortamına döndürüp yanımızda çalmaya başlıyorlar. Tıpkı burada olduğu gibi çaldıkları müzik için tacizden kurtulmak için küçük bir bahşiş sıkıştırıyoruz. Yarın istikamet sarı alarmlı Plovdiv. Bizdeki adıyla Filibe.

One Comment

  1. Serkan Cimilli
    Serkan Cimilli June 18, 2017

    “Serkan’a “bizi nasıl bir yere getirdin olm?” diye yüklensem de aslında kışlık mekanların yazlık ve yazlık mekanların kışlık halini çok seviyorum. Terk edilmişlik duygusu, yalnızlık ve yoğun melankolinin kendine has cazibesini çok etkileyici buluyorum. Aklıma Ballard’ın “what I believe”i geliyor.”

    Bansko’yu bu kadar sevdiğini söyleseydin bir gün daha kalırdık 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *