Press "Enter" to skip to content

Batum

Trabzon uçuşumuz sabah erken saatte olduğu için doğru düzgün uyku uyumadan taksi ile yola çıktım. İlk önce Serkan’ı alıp oradan Sabiha Gökçen’e birlikte gitmeyi kararlaştırmıştık. Taksicinin performansıyla planladığım saatten oldukça erken bir zamanda vardım. Serkan’ın da hazır olması sayesinde beklemeden yola devam ettik. İki gün önce motorları yükleyerek kara yolu ile Trabzon’a gönderdiğimizde sosis çantanın güvenliğini sağlamak için Tarkan’dan aldığım çelik fileyi (Pack Safe) koymayı unutmuştum. Şimdi yanıma aldığımda acaba havaalanında sorun çıkar mı diye endişeliydim. Hem seyahatte ona ihtiyacım olacaktı, hem çok pahalıydı ve üstelik arkadaşımdan ödünç almıştım ve bana ait değildi. Ama korktuğum başıma gelmedi ve sorunsuzca havaalanından geçmeyi başardık. Bundan bir kaç sene önce aküden kontak yapmak için yanıma aldığım ara kabloyu güvenlik gerekçesi ile uçağa almamışlardı ve atmak zorunda kalmıştım. Aynı şeyin tekrar başıma gelmesini istemiyordum.

Arada bir gözlerimi kapayarak dinlenmeye çalışsamda çok başarılı olamadım. Ama rahat bir uçak yolculuğu geçirdik. Normalde uçmaktan pek hoşlanmadığım için zorunlu değilsem öncelikli ulaşım tercihim pek olmuyor.

Havaalanından çıktığımızda acaba motorlar da sağ sağlim geldimi diye merak ediyorduk. Çıkışa doğru ilerlerken Moto S.O.S’den Şeref’i aradığımda çoktan gelmiş olduğunu öğrendim. Motorları teslim ederken de tam saatinde kararlaştırdığımız yerde olmuştu. Aynı şekilde aradan iki gün ve 1500 kilometreye yakın mesafeden sonra yine tam zamanında oradaydı. Çıkışta bizi aldıktan sonra havaalanından uzaklaşarak yol üzerinde motorları indirebileceğimiz uygun bir cepte durduk. Bir yandan motorları indirirken diğer yandan da kıyafetlerimizi giyerek yola çıkmaya hazırlandık. Her şey hazır olduğunda bir hatıra fotoğrafı çektirerek biz Batum’a doğru Şeref ise istanbul’a doğru yola çıktı.

Batum istikametine döndükten sonra benzin almak için durduk. Bu arada Sena intercom’larımızı test ederek yol sohbetlerine başladık. Yol gidiş geliş duble ve çok rahat bir trafik vardı. Önümüzde yaklaşık 260 kilometrelik bir mesafe vardı. Uçaktaki sandviçlerle bir şeyler atıştırmış olsak da bir süre sonra küçük bir tost yiyip bir çay içmek için Çayeli civarında gözümüze kestirdiğimiz bir yerde kısa bir mola vermek için durduk. Tost yapmadıklarını ama kuymak verebileceklerini söylediklerinde kabul ettik. Kuymak’ın ne kadar tok tuttuğunu biliyordum. Muhtemelen akşama kadar bir daha bir şeye yemeğe ihtiyacımız pek olmayacaktı. Durduğumuz yer sıradan ve gösterişsiz bir yer olmasına rağmen gelen kuymak muhteşemdi. Son damlasına kadar sıyırarak ikimizde tabaklarımızı bitirdik.

Batum’a, daha doğrusu Sarp sınır kapısına yaklaşırken çok fazla trafik olmaması sınır geçişini rahat yapabiliriz diye beni umutlandırdı. Ama kapıya geldiğimizde korkunç bir curcunanın ortasında bulduk kendimizi. Tur otobüsleri bir yandan, bir yandan tırlar, bir yandan araçlar ve etrafta oradan oraya koşuşturan insanlarla sınır kapısından ziyade Esenler otogarını andırıyordu. 30 derecenin üzerindeki sıcakla birlikte çok yüksek nem ve aşırı kalabalık ve kaos ortamında hayatımda hiç terlemediğim kadar ter içinde kaldım. Yine de motorların avantajını, aradan laf eden şoförlere aldırmadan kullanarak en öne geçip motorları kolay park ettikten sonra Polis’e kimliklerimizi verdik. Gürcistan’a giriş için kimliğinizin olması yeterli. Polis tarafından verilen bir giriş-çıkış kağıdını da orada imzalayarak sınırdan geçebiliyorsunuz. Polis’e Gürcistan tarafında da bu kadar karmaşa olup olmadığını sorduğumda bana “burası bir ahır, o taraf daha medeni” cevabını verdi. Polis bile kulübesinde olmasına rağmen ortamdan bezmiş durumdaydı. Kendisinin de dediği gibi Gürcistan kontrolleri çok daha sakin ve bir düzen içinde ilerliyordu. Sorunsuzca işlemlerimizi tamamladık.

Gürcistan sınır kontrolü

Bu arada üzerimizdeki Türk parasını Lari’ye hemen sınırda mı çevirsek, yoksa Batum’da mı daha uygun olur diye tartışırken, yanımıza gelip sohbet eden bir tur rehberinden bir fark olmadığını burada bozdurabileceğimiz bilgisini aldık. Benzer bir bilgiyi sırada beklerken Adana plakalı bir aracın sahibi de vermişti. Her ne kadar ona çok fazla itimat etmediysek de tur rehberinden de aynı bilgiyi alınca sınırda paraları Lari’ye çevirdik.

Yola çıkmamızla sıcaklık azalmadı ama gelen rüzgarla birlikte bir nebze olsun serinleyip rahatlamaya başladık. Daha sınır kapısından çıkalı bir kaç kilometre olmamıştı ki yol üzerindeki dövüz bürolarında çok daha uygun fiyata bozulduğunu gördük. Yaklaşık %10’a yakın bir zararımız olmuştu. O da aşağı yukarı bizim bir gecelik konaklama masrafımızda denk geliyordu. Bu geceki konaklamayı Rasim bize ücretsiz olarak ayarlamıştı. Ama döviz kazığından sonra maalesef bu avantajımız kayboldu.

Yola çıkmadan önce Google Maps’den hazırladığım kml dosyalarını Garmin’e yüklemiştim. Ama Garmin’de harita yüklü olmayınca sadece bir boşluk üzerinde giden noktadan ibaret bir navigasyon deneyimi yaşadık. Basecamp’de base map yüklü olduğu için oradaki görüntüyü Garmin’de de bulurum diye düşünmüştüm ama yanılmışım. Başıma bunun gelebileceğini de hesaplayarak offline Google Maps Gürcistan haritasını telefona indirmiştim. Telefonu motora bağlayarak otelin yerini rahatça alışık olduğumuz navigasyon görüntüsü ile bulduk. Offline haritalarda yine yönlendirme sağlanabiliyor ama  yürüyüş için bu özelliği kullanamıyorsunuz. Tabi bir de offline çalıştığı için trafik bilgisini göremiyorsunuz. Bu şekilde tüm ihtiyacımız karşılansa bile gittiğimiz rotaları kaydetmek ve daha sonra incelemek için tüm seyahat boyunca Garmin’i açık tutarak kayıt yaptım.

Otele vardığımızda giriş işlemlerini tamamladıktan sonra odalarımıza çıkıp eşyalarımızı bıraktık. Batum’un deniz kenarı olmasından da faydalanmak ve korkunç sıcak ve rutubetten bir an önce kurtulmak için mayolarımızı da giyerek şehri turlamaya çıktık. Kısa sayılacak bir yürüyüşten sonra deniz kıyısına vardık. İki katlı bir kafede oturup bira içip hafif esen rüzgarla serinlemeye çalıştık.

Motorları otelin altında kapalı bir alana park ettik. Otelin kapalı alanı olması özellikle bilmediğimiz ve güvenlik konusunda endişeli olduğumuz yerlerde içimizi rahatlatıyor.
 

Kendimize gelip biraz sohbet ettikten sonra aşağıya deniz kenarına indik. Eşyalarımızı kıyıda bıraktıktan sonra kendimizi denize atarak serinlemeye çalıştık ama deniz bile o kadar sıcaktı ki ıslandığımızı bile anlayamadık. Karadeniz kıyıları Ege kıyılarına da benzemiyor tabi. Taşlık ve aniden derinleşiyor. Her şeye rağmen yine de otelde duş almadan çıktığımızı da düşününce deniz iyi geldi. Denizden çıkar çıkmaz kısa bir sürede zaten hemen kuruduk. Biraz daha dolaşarak otele dönmek üzere yola çıktığımızda yerel canlı müzikler söylendiği bir meydana geldik. Folklor festivali gibi bir şey olduğunu gördük. Bir süre müzikleri dinleyip dans ve oyunları seyrettikten sonra dolaşarak otele döndük.

 

 

Dinlendikten sonra akşam dışarı çıkıp yerel yemekler yapan güzel bir restoran arayışına geçtik. Kısa bir araştırmadan sonra güzel bir yer bulduk. Ama rezervasyonlarla içerideki masalara oturamadığımız için dışarıda sıcak ve rutubetli bir ortamda yemeklerimizi biraz da ter içinde yedik. Normal koşullarda çok daha fazla lezzetine varacağımız yemek her şeye rağmen güzeldi. Seyahat boyunca sık sık yiyeceğimiz khinkali ile ilk tanışmamız burada oldu.

Yemekten sonra şehrin kalanını dolaştık. Batum aslında fakirliğin hissedildiği ama bir yandan da tek tük ortaya çıkan abartılı gösterişli yapılarla çarpıklığın olduğu bir sahil şehri. Gürcüler burayı sahil ve deniz için kullanırken Türkiye ve diğer ülkelerden Batum’a gelenler ise kumar oynamak için burayı tercih ediyorlar. Çok ciddi bir kumar turizmi var. Benim içinse sıcağı ile hatırlanacak bir şehir olacak.

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *