Press "Enter" to skip to content

Ushguli

Geçen senden başlayarak tur planlarının bazını oluşturup, bir iki nokta için konaklamaları ayarladıktan sonra turun geri kalanını yolda planlama işini burada da uygulamaya başlamıştık. Hiç planda yokken Ushguli’de kalmaya karar verdik. Mestia ve Ushguli arası çok yakın göründüğü ilk başta böyle bir planlama yapmayı hiç düşünmemiştik.
Daha önceki araştırmalarımızdan Ushguli yolu üzerinde Zegani Pass diye güzel bir offroad dağ geçişi olduğunu biliyorduk. Daha önceden kafamızada canlandırdığımız vahşi doğalı Gürcistan ve offroad sürüşü için heyecanla yola koyulduk. Ancak daha toprak yolu göremeden yola çıktıktan kısa bir süre sonra yanlış bir  sapaktan geri dönmek icin eğimli bir alanda manevra yaparken yeterli gaz vermediğim için motoru düşürdüm. Böylece ilk düşüşümü yasamış oldum. Koruma demiri sayesinde motora hiç bir şey olmadı ama moralim biraz bozuldu. Yolda olur böyle şeyler diyerek ruh halimi yukarıda tutmaya çalışarak devam ettim.
Zegani Pass denilen geçişin tamamen asfalt, daha doğrusu beton yol olarak yapıldığını gördük. Yol boyunca zaten yol inşaatı devam ediyordu. Muhtemelen seneye buraya gelecek olanlar  Mestia Ushguli arasinin tamamını beton yol üzerinde gidecekler.
Yolun yaklaşık  üçte birini bu şekilde geçtikten sonra toprak yol başladı. Bir süre sonra yol ortasında bir kütüğün sağından mı solundan mı geçiyim diye düşünürken motoru ikinci kez düşürdüm. Sanırım ciddi bir konsantrasyon kaybım var. Toprak zemin olduğu için koruma demirine bile hiç bir şey olmadı ama ben ikinci kez aynı hatayı yaptığım için iyice canım sıkıldı. Serkan’ın yardımı ile motoru kaldırdıktan sonra yola devam ettik. Bu arada bu motorlar -yani 1000 cc üzeri olan adventure enduro motorların en hafifi bile bayağı ağır. Motor kaldırmak için çeşitli teknikleri bilmeme rağmen tek başına kaldırmanın çok kolay olmadığını söylemem lazım.
Yolun devamında başka bir sıkıntı yaşamadık. Ama yol oldukça kötüydü. Bol bol içi su ve çamur dolu çukurlar vardı. Bu tip derin veya derin olmayan su birikintilerine ortadan girmenin en iyi teknik olduğunu söylemem lazım. En az kaygan yerleri genelde en derin yerler. Psikolojik olarak derinliğini göremediğin bir yere girmek insanda içgüdüsel olarak endişe yaratsa da doğru teknik bu. Bu tekniği bize söyleyen ve Gürcistan öncesi tüyolar aldığımız Şahin Şair’i bu tur boyunca sık sık andık.
Ushguli’ye yaklaşırken daha önce Mestia’da gördüğümüz kulelerin uzaktan görünmeye başladığını gördük. Ushguli bir vadinin ortasında yer alan çok küçük bir köy. Avrupanın yerleşim yeri olan en yüksek irtifadaki yeri olarak geçiyor. İnanlılmaz etkileyici bir görüntü bizi karşıladı. Hemen deklanşöre bastık. Zaten Gürcistan’da fotoğraf çekmeden durmak mümkün değil. İnanılmaz güzellikte ve etkileyici bir doğaya sahip.
Booking’den rezervasyon yaptığımız guesthouse’u sormak için bir yerde durduk. Durduğumuz yer zaten rezervasyon yaptığımız yermiş. Ancak kadın bize tesisin kapalı olduğunu söyledi. Daha doğrusu ingilizcesi pek iyi olmadığı için yer olmadığını söylemeye çalıyordu sanırım. Kendisine booking rezervasyonunumuzu gösterdiğimizde isterseniz diğer evde kalabilirsiniz diye farklı bir yeri gösterdi. Hem kadına gıcık olduğum için hem de yer zaten bir şeye benzemediği için başka bir alternatif bakmaya karar verdim. Serkan motorların yanında beklerken ben de yol üzerinde gelirken beğendiğim bir tesise bakmaya gittim. Ama yer olmadığını öğrenince devam edip, süper dağ manzaralı ve güzel bir terası olan bir yer buldum. İnsanlar dağa bakarken terasta biralarını yudumluyorlardı. Adam başı 70 Lariye hem sabah kahvaltısı, hem akşam yemeği dahil fiyata anlaştık.
Çatı katında 4 yataklı  bir oda tuttuk. Boş kalan yatakları da malzemelerimizi koymak için kullandık. Otopark denmeye bin şahit istense de kapalı bahçesinin içine motorları koyabileceğimizi söylediler.  Bir an önce yerleşip biralarımızı yudumlamanın hayali ile yukarıya motorların  yanına gittim. Otelin bahçesine iki giriş vardı. Bir tanesi daracık ve oynak taşlarla dolu bir sokak diğeri ise yine aynı sokağın yukarısından inşaat kumlarından giriş. Yanımıza gelen ve otelde çalıştığını öğrendiğimiz genç bir adam yanımıza gelerek kapıları açtı ve giriş için yardımcı oldu. Ben kumlu girişten motoru içeri sokmayı tercih ettim. Serkan ise diğer dar sokaktan girişi. Ama tam sokağın girişinde içinde yaşlı ve aksi bir sürücüsü olan bir minibüsün hareketleri nedeniyle Serkan’da burada ilk düşüşünü yaptı. Düştüğü yer taşlık olmasına rağmen hasarsız bir şeklide düşüşü atlattı.
Odalara girdikten sonra ben üstümü değiştirirken Serkan doğrudan terasta biraların yolunu tuttu. Az sonra ben de kendisine katıldım. Otelde Alman bir grup, Ruslar ve Gürcüler vardı. Buraya insanlar trekking yapmak ve köyü görmek için geliyorlar. Çok güzel yürüyüş rotaları olduğunu oteldeki gençten öğrendik. Bundan bir iki sene önce yaklaşık 4 sene boyunca  Kadıköy’de bir oto yıkamacıda çalışmış. Tükçeyi de o sırada öğrenmiş. Aslında Kutaisi’de yaşıyormuş. Ama ne ülkede, ne de Kutaisi’de iş olanakları pek yokmuş. Bu otelde de joker eleman gibi kendisine her türlü işi yaptırıyorlarmış. Günde 20 saate yakın çalıştığı zamanlar oluyormuş. Birisi iki birisi 4 yaşında iki kızı varmış. Hikayelerini dinledikten sonra Kutaisi’ye inen yol hakkında soru sorduk. Başlangıcının biraz kötü ama sonrasının çok sıkıntılı olmadığını söyledi. Bu arada Shakara buzulunu da görmemizi tavsiye etti. Normalde orasıda bir trekking rotası. Gürcistan’da atlar da kiralanıyor. Biz de oraya atlarla gidip gidemeyeceğimizi sorduk. Gidişin yaklaşık iki saat sürdüğünü. Atlarla belli bir yere kadar gidilebildiğini sonrasında da 2 km’lik. bir yürüyüş olduğunu söyledi. Buraya kadar gelmişken hem ata binmek hem de böyle bir tecrübe yaşamak çok cazip geldi. Kendisine akşam yemeğinde konuyu değerlendirip haber vereceğimizi söyledik.
Sonra fotoğraf çekmek için köyü turlamaya çıktık. Çok küçük ve eski ama bir o kadar da etkileyici bir yer. Buraya aslında trekking rotalarını da yapacak şekilde bir iki gün ayırmak lazım. Ama maalesef o kadar vaktimiz yok. Yine de Ushguli’de kalma kararını iyi ki vermişiz.
Supar (Tamar) Kulesi
Trekking rotalarını gösteren yön levhaları
11-12. yüzyıldan kalma Pusdiist Kilisesi.
Otele gerip dönüp kendimize bir masa kaptık. Akşam yemeği oldukça zengindi. Patlıcanlı güzel bir yemek, içi etli bir pide, çok güzel bir çorba, peynirli bir pide ve salatadan oluşuyordu. Bir yandan yemeğimizi yerken diğer yandan en az yarım günümüzü alacak bu etkinliğin rotayı nasıl etkileyeceğini tartıştık. Batum’dan sonraki rotayı anlık olarak planlamaya başladığımız için her seferinde aldığımız kararların turun kalanına etkisini iyi hesaplamak gerekiyordu. Daha sonra çocuğu çok iyi tanımadığımız, attan düşüp bir yerimizi motora binemeyecek şekilde incitme riskimizi düşünerek sabah atlı geziden vazgeçtik ve sabah erken kahvaltıdan sonra yola çıkmaya karar verdik. Şu anda düşündüğümde çok içimde kalmış da olsa ertesi günkü yolda başımıza gelecekleri bilmediğimiz için çok doğru bir karar vermişiz.
Yemekte kalabalık bir grup ayaklarına naylon torba ve başlarıda fenerlerle gece yürüyüşüne çıktılar. Yağan yağmuru ve ortamı düşündüğümüzde çok akıllıca gelmedi. Hatta yağmurun yarın yapacağımız yolu nasıl etkilemiş olacağını düşündük. Yemekten sonra yorgunluk ve yüksek irtifanın da etkisi ile yatıp uyuduk.
Sabah ise erken kalkıp hazılanmış olan güzel kahvaltının tadını çıkarttık. Peynirli ve kadayıflı bir yemek, yumurta ve bir çok çeşitten oluşan güzel bir kahvaltıydı. Yemek odasında ise tarihi tahta benzer ahşaptan yapılmış ve üzerinde ince işlemer olan bir koltuk vardı. İlk önce bunun sahte olduğunu düşünsek de konuştuğumuzda gerçek bir tarihi eser olduğunu öğrendik. ama oraya nasıl geldiğini sorgulamadık.

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *