Press "Enter" to skip to content

Uplistsikhe-Mtskheta-Tiflis

Gori’ye noktayı koyduktan sonra dünden kalan ıslak malzeme ve kıyafetlerimin neredeyse tamamen kurumuş olmasına mutlu olarak yola çıkmak için hazırlandım. Tam olarak kurumamış ve hafif nemli kalan sadece botlarımdı. Goretex malzeme içine su almamak için tasarlandığından kuruması çok daha zor oluyor. Ama temiz ve kuru çoraplarla artık bir sıkıntı olmaktan çıktı.
Bundan sonraki hedefimiz ilk önce Uplistsikhe’yi görmek. Burası yüksek bir irtifada mağara ve kayalara oyularak yapılmış bir antik yerleşim yeri. Gürcistan’ı araştırmaya başladığımızda görülmesi gereken yerler listesine eklemiştim. Kısa bir sürüşten sonra Uplistskte’ye ulaşıyoruz. Gördüğümüz kadarı ile oldukça ilgi gören bir yer. Otoparkta bir çok araba ve tur otobüsü var. Motorları parkedecek ararken meyve satıcaları bize işaret ederek tezgahlarının arkalarına park edebileceğimizi söylediler. Motorları parkedip kaskları ve montları motorların üzerine bağladık. Giriş ücretlerini ödedikten sonra kayaların üzerinden yerleşim yerlerine doğru çıktık. İlk fark ettiğim şey düşündüğümden çok daha geniş bir yerleşim olduğu oldu. Bol bol fotoğraf çekip manzaranın tadını çıkarttıktan sonra motorların yanına döndük. Hem vitamin ihtiyacı için hem de motorlara göz kulak oldukları için meyve satıcılarından böğürtlen ve şeftali alıp yedikten sonra yola çıktık.
Bundan sonraki diğer hedefimiz Mtskheta. Güzel ve sakin bir sürüş ile Mstketha’ya ulaştık. Mstketha Tiflis’in hemen yanı başında bir kasaba. Tren yoluna paralel ağaçlı güzel bir yoldan şehir merkezine ulaşılıyor. Burasını daha antik ve otantik bir kasaba olarak hayal etmiştim ama çok turistik ve küçük sevimli bir yermiş. Kasabanın ortasında yer alan Svetitskhoveli Katedrali
buranın en ilgi çekici yeri ve insanların ziyaret sebebi.
Öğlen saati olduğu için ilk önce bir şeyler yemeye karar verdik. Motorları trafiğe kapalı ve tam katedralin girişine yakın ve sıra sıra dizilmiş restoranların önünde bir yere park ettik. Ama oturduğumuz yerde mutfaktaki yoğunluk sebebi ile 1 saatten önce yemek servisi yapamayacaklarını, sadece salata yiyebileceğimizi biraz Türkçe bilen bir servis elemanından duyduk. Restoranda bizden başka oturan bir masa olduğunu düşününce bu saçma açıklamaya da gıcık olup ilk önce katedrali dolaşmaya ve daha sonra gelirken ağaçlı yollarda gördüğümüz açık hava restoranlarından birininde yemeye karar verdik.
Katedral oldukça büyük ve mimarisi etkileyiciydi. Bir çok insan sadece ziyaret için değil ibadet etmek için buraya geliyor. Bir inanışa göre Hz.İsa çarmıha gerilip öldükten sonra üzerindeki cübbesi bu katedralin altına gömülmüş.
Bir süre sonra çıkıp dönüş yolu üzerindeki restoranlardan birisine oturduk. Açık hava oldukça geniş bir yerdi. Ağaçların altında bir masa tercih ettik. İlk gelen garson kıza nehir kenarında yemek için yer olup olmadığını sorduk. Daha sonra o bize başka bir garsonu yönlendirdi. İkinci gelen kıza tekrar soru sormaktan vazgeçip siparişlerinizi verdik. Bu arada kızın ‘evet’ diye bir yerde cevap vermesi üzerine Türkçe konuştuğunu öğrenmiş olduk. Servisi bir başka garson kız ve en son olarak gay bir çocuk tamamladı. Yemek sırasında yine booking’den bir otel gözümüze kestirip onu hedef alarak Tiflis’e doğru yola çıktık.
Tiflis Gürcistan’ım başkenti. Diğer şehirlere ve özellikle de Batum’a göre çok büyük bir şehir. Kötü ve kalabalık bir trafiği var. Ama motorlar sayesinde minimum trafik sıkıntısı yaşayarak hedeflediğimiz otele ulaştık. Otel old town’da ama ne booking’de tarif ettikleri gibi park yerleri var ne de motorları tam kapı girişinin önüne koymamıza rağmen bizimle ilgilenen birisi. Yakınlarda özel parkı olan başka bir otel bulup ona doğru arka sokaklarda google maps’ın bizi yönlendirmesi ile otele ulaştık. İki oda tuttuk. Ama özel park yeri dedikleri yerin otelin önündeki dar sokağın giriş çıkışlarını kapatarak otelin önünü park olarak kullandıkları bir yer olduğunu gördük. Park edecek pek bir yer olmaması sebebiyle motorları oldukça birbirlerine yeklaştırarak ve bağlayarak ve çok hafifçe yolun dışına çıkartarak park ettik.
Otelde biraz dinlendikten sonra şehri turlamaya çıktık. Old town oldukça sevimli. Küçük dükkanlar ve cafelerin olduğu biraz bana Plovdiv’i hatırlatan bir dokusu var. Öğlen yemeğimi de geç yemiş olduğumuz için çok fazla aç değildik. Bir şeyler içmek için güzel bir sokaktaki barlardan birine oturduk. Soğuk biranın ve çerezlerin keyfini çıkartıp sokağı incelemeye başladık. Bir çok mekan arap turistlere cazip hale getirmek için olsa gerek nargile servisi vermeye başlamışlar. Zaten bu şehre arap turistlerin de ilgisi oldukça yoğun.
İlerleyen saatlerde bizim orta yaşlı barın sahibi ile gençten bir adam arasında tam önümüzde bir tartışma çıktı. Sanırım geç olan sağlam küfür etmiş olacak ki barın sahibi bir kaç saniye kendisine hakim olmak istedi ama sonra başaramayarak adamın arkasından koşarak genç adama saldırdı. Biraz arbededen sonra araya girenler sayesinde ayrıldılar. Barın sahibi bara döndü ama diğer adam sarhoş ve hırpalanmanın da verdiği gurur kırıklığı ile sokakta avazı çıktığı kadar bağırıp çağırmaya devam etti. Bir ara bizim bar sahibi içeriden kaptığı bastonla dışarı çıktı ama sonra yine kendisini tutanlar onu içeri sokmayı başardı. Ortada yaklaşık 20 dakikadır kavga bağırış çağırış olmasına rağmen etkisiz bir güvenlik elemanı dışında bir tane bile polis ortaya çıkmadı. Sarhoş ve dayak yemiş genç adam bizim masanın yanından geçerek içeri girdi. İçeride biraz konuştuktan sonra dışarı çıktı ama tam anlaştılar herhalde tekrar derken tekrar genç olan tam yanımızda bağırıp çağırmaya başladı. O sırada barın sahibi de dışarı çıkınca ben de kafamıza bir darbe yeme olasılığımıza karşı ayaklanıp yeter be s*ktir git diye bağırdıktan sonra adam ban sen nereden çıktın bakışları fırlattı. Ama sonra bir şey demeden gitti. Yaklaşık 10 dk sonra polis gelip sokağı biraz turladı ve geri gittiler. Buradaki polisler çok havalı. Özellikle hepsinin arabaları Amerikan polisleri gibi. Ama ihtiyaç olduğunda ortada yoklar. Ortamında da saçmalaması ve saatin de ilerlemiş olması sebebi ile biz de hesabı isteyerek kalktık. Ana caddeyi baştan sonra yürüyüp dolaştıktan sonra yarınki rotayı konuşmak ve planmak üzere odalarımıza çekildik.
Sabah hemen yola çıkmadan önce şehri biraz da gündüz gözü ile dolaşmak ve teleferik ile kaleye çıkmayı planladık. Teleferiğin oraya geldiğimizde saat 11:00’de açıldığını öğrendik. Yürüyerek yukarı çıkabilirdik ama enerjimizi motor sürmeye ve yola saklamaya karar verdik.
Bir gece önce fotoğraf makinasını alıp teleferik ile yukarından fotoğraf çekmediğime pişman oldum biraz ama yapacak çok bir şey yok artık. Biraz hediyelik eşya bakındıktan sonra bir cafe de oturup biraz bakit geçirip dinlendik. Sonra otele dönüp hazırlanıp yola çıktık.

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *