Press "Enter" to skip to content

Kazbegi

Şehir trafiğinden bu sefer biraz saatinde mesai başlangıç/bitiş saatini geçmiş olmasından dolayı çok daha hızlı kurtulup ana yola bağlandık. Yolda Google’a karşı bir ara bir güvensizlik oluşsa  da sonunda bizi doğru yola bağladığına ikna olduk. Yol güzel başladı. Hava serin ama kuru, tam motor sürmek için uygun bir ortam vardı. Ancak bir süre sonra hava kademeli olarak soğumaya ve dereceler birer birer düşmeye başladı. Daha sonra hafiften çiseleyen yağmur ve soğuyan havanın etkisi ile yol kenarında durup yağmurluklarımızı  giydik. Yağmur henüz tam anlamıyla kendini hissettirmemiş olsa da soğuğa karşı yağmurlukları yine de kalkan olarak kullanabiliyorduk. İrtifa yükseldikçe hava iyice soğumaya başladı ve 10 dereceye kadar düştü. Yaklaşık 2600 metreye kadar tırmandık. Yol kenarında öğlen yemeği için bir mola verdik. Ortaya khinkali, domuz şiş ve khacupuri söyledik. Bir nevi peynirli pide olan khacupuri dışındaki yemekler çok vasattı. Ama bol karbonhidrat ihtiyacımı karşılayarak masadan mutlu ve doymuş bir şeklilde kalktım.
Yol üzerinde Gürcü-Rus dostluk anıtını gördük. Ama hem anıt içerisinde çalışma yapılmasındam dolayı içine giremedik, hem de korkunç bir kalabalık ve ızgara et kokuları sebebiyle yolun kenarına park ederek fotoğraf çekmekle yetindik.
Yola tekrar çıktığımızda çok yoğun bir tır ve kamyon trafiği olduğunu gördük. Manzaralar ve irtifanın yükselmesi ile bulutlar ve dağlar çok etkileyici olmasına rağmen, yol kalabalığı ve tırlar yüzünden sürüş açısından çok keyifli olabilecek bir yol, maalesef vermesi gereken keyiften biraz yoksun kaldı. Yolda yine bir virajı doğru düzgün alamayan bir araba ile kafa kafaya geldim. Yolun devamında irtifa azalmaya başladı ama tır trafiği arttı. Bir süre sonra tırların sağ emniyet şeridinde sıra ile dizilerek bekleyişe geçtiklerini gördük. Yine uzun kilometreler boyunca dizilmişlerdi. Tırcıların eziyeti hiç bir yerde bitmek bilmiyor. Akşam üzeri Kazbegi’ne daha doğrusu Stepantsminda’ya girdik. Kasabanın adı Stepantsminda. Buradaki dağın adı Kazbegi. Meydanda nerede kalacağımıza ve Gergeti kilisesine motorla gidip gitmeyeceğimizi biraz konuştuk. Yol üzerinde sorduğum bir kişi kilise yolunun çok kötü olduğunu ve sadece 4×4’ler ile yolun gidilebildiğini söyledi. Ben geldiğimiz yolları düşünüp o yollarda doğru düzgün bir 4×4 bile görmediğimizi ve motorla gidemeyeceğimiz bir yol olmadığını düşündüm. Ama daha sonra bir otele yerleşmeye ve daha sonra nasıl çıkacağımızı düşünmeye karar verdik. Biraz turladıkdan sonra kapalı ve güvenli görünen bir bahçesi olan küçük bir otel bulduk. Tek kişilik hiç bir odası olmadığı için Serkan ile birlikte bir oda tuttuk. Oteli bir aile işletiyordu. Genç olan kızları kasa ve genel işlere bakıyordu. Ailecek televizyon odası gibi yaptıkları girişe oturmuşlar ayaklarında terlikleri ile geziniyorlardı. Tam bir aile ve ev ortamı hissiyatı vardı. Üstümüzü değiştirdikten sonra otelden Gergeti kilisesine yürüyerek de çıkabileceğimizi öğrendik. Daha sonra bu bilgiyi bir turizm ofisinden de teyit ettik. Yürüyerek yaklaşık 1.5 saatlik bir trekking ile ulaşabileceğimizi söylediler. Biz trekking yapmak istediğimiz için bu fikre sıcak baktık. Ancak saatin ilerlemiş olması ve orada geçireceğimiz vakti de hesaplayınca oraya çıkışı 4×4 minibüslerle yapıp dönüşte yürüyerek inmeye karar verdik. Biraz pazarlık yaptığımız minibüsler fiyatta indirime yanaşmayınca yürümeye karar verdik. Tam o sırada arkamızdan bir taksi şoförü seslendi. Onun da küçük ve döküntü halde bir 4×4 küçük arabası vardı. Tek yön bizi götürebileceğini söyledi ve pazarlıkla 45 Lariye anlaştık. Taksi şöförü yaşlı, tam komünist Rusya döneminde kalma, kafasında kasketi ve arabasında İsa resimleri asılı bir amcaydı. Yol boyunca sürekli telefonu çaldı. Telefonda karşısında kim varda ona sağlam bir şekilde sürekli bağırış çağırış saydırdı, bir yandan da camdan sarkarak dışarı tükürüp duruyordu. Midemin çok sağlam olmasına rağmen yol o kadar kötüydü ki kiliseye yaklaştığımızda kusma raddesine yaklaşmıştım. Tek şeritli yolda çukurlar, taşlar kayalıklar üzerinden hoplaya zıplaya yol alıyorduk. Bu arada bizim şöför de tek eliyle telefonla konuşup, tek eliyle arabayı kullanıp, vites değiştirmeye devam ediyordu. Yol tek şerit olmasına ve kaçacak yeri olmamasına rağmen karşıdan gelen minibüslerin üzerine sürüyor, gelenlere küfür ediyordu. Bazı yerlerde iki arabanın yan yana geçebilmesi için yolun eğimlerine iki araba neredeyse iki teker üzerinde duracak şekilde ve birbirlerine teğet geçiyorlardı.
Kiliseye yaklaştığımızda dönüş için yürüyüş yolunu sordum. Bana sana gösterceğim anlamında “I see you Mister” şeklinde cevap verdi. Yürüyüş yolunun farklı olduğunu anladım ve bu korkunç yoldan dönmeyecek olmamıza sevindim. Bu arada bu seyahatten sonra bu araba ile geri dönmenin çok iyi bir fikir olmadığına kesin karar verdim. Kiliseye iyice yaklaştığımız bana çimenliklerin olduğu küçük bir ovayı göstererek “Mister walkie walkie” dedi. Sonra arabayı hızlandırarak uçuruma doğru sürmeye başladı. Son anda direksiyonu kırarak durdu. Arkasından da kahkahayla güldü. Biz de biraz dumur olmuş bir şekilde buruk bir gülümseme ile karşılık verdik. Adam şaka yapmıştı ama arabanın külüstür olması, frenlerin tutmama ihtimali, veya adamın kafasının gidik olması sebebi ile yuvarlanmayacağımızın da garantisi yoktu tabi. Son hareketinin bahşişi olarak 5 lariyi de kendisine vererek arabadan indik. Daha sonra adamla bir fotoğraf çektirmediğimize pişman olduk. Ama görüntüsü bir süre daha bizim belleklerimizde yaşamaya devam edecek.
Gergeti Kilisesi bir dağın tam tepesinde ve Kazbeginin zirvesine bakıp adeta Kazbegine ibadet ediyor gibi duruyordu. İnsan zaten böyle bir yerde bir şeklide kendi ilahiyatını bulur diye düşündüm. Kilisenin içi oldukça küçük ama hala faaliyette. İçeride bir rahip gelen ziyaretçilerle sohbet ediyordu. Dışarısının buz gibi esen rüzgarına karşı içerisi oldukça oldukça sıcaktı. Kilisenin dışında arkamızda Kazbeginin bulutlar arasından çıkmış zirvesini bol bol fotoğrafladıktan sonra dönüş yoluna geçtik. Tam kilisenin dışında kiliseye ait küçük bir dükkan vardı. Hediyelik bir şeyler alıp hem de kiliseye yardımda bulunmak istedim ama doğal olarak içinde haç olmayan hiç bir şey bulamadığım için alamadım.
 
Dönüş yolu kilisenin eteklerinde yer aldığı uçsuz bucaksız kırlardan başlıyordu. Patikayı bulduktan sonra çok keyifli bir yolculuk başladı aşağıya doğru. Bir yandan fotoğraf çekip bir yandan sohbet ederken aşağıdaki köye kadar güzel bir trekking rotasını gerçekleştirmiş olduk.
Köye indiğimizde Bursa plakalı bir otobüs görünce merak edip otobüsün önündekilerle sohbet etmeye başladık. Konuştuğumuz adam bize, Bursa Belediyesinin ulaşım sponsoru olarak otobüsü karşıladığını, kendilerinin dağcılık klubü üyeleri olduklarını ve Kazbeginin zirvesine çıktıklarını anlattı. Zirveye giden yolun oldukça kalabalık olduğunu yaklaşık 500 kişilik bir dağcının zirveye çıkıp indiğini anlattılar. Biraz sohbetten sonra kendilerini tebrik edip yanlarından ayrıldık.
Şehir merkezine geldiğimizde Cafe 5074 adında açıkta terası olan ve Kazbegi ile Gergeti Kilisesinin karşıdan gören bir yerde oturup Kazbegi markalı biralardan içtik.
Yanında garson kızın daha sağlıklı olduğu söylediği ve yerken parmaklarımızı da bize yedirtecek kadar lezzetli fırınlanmış meksika patateslerinden götürdük. Daha sonra bir şişe Gürcü şarabı eşliğinde bir pizzayı paylaştık. Gergeti Kilisesi, Kazbeginin muhteşem zirvesi ve Gergeti Kilisesine araba ile yaptığımız yolculuk buranın yıldızları oldu. Burasının asıl cazibesi Kazbeginin zirvesi ve oraya çıkmayı hedefleyen dağcılar için bir merkez olması. Yine de burada Gürcistan’da görmediğimiz kadar motorcu gördük. Yani toplam 6 tane kadar. Gecenin ilerleyen vakitlerinde sınırda gördüğümüz tırlar sırayla yoldan geçmeye başladılar. Onlar Rusya sınırına doğru ilerlerken Biz de Kazbegi gecemizi noktaladık.

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *